Etkili Sunumlar Yapmak İçin Kazanmanız Gereken “En Kritik Beceri”

GÖREN GÖZLERİMİZ DEĞİL, BEYNİMİZDİR!

İnsanlar gözleriyle değil, beyinleriyle görürler. Beynimiz de beklentiler doğrultusunda çalışır. Yani kişileri ve olayları olduğu gibi değil de “olmasını istediğimiz veya olmasından korktuğumuz” hali ile görmeye meyilliyizdir. Her durum için bir ön yargımız ve beklentimiz vardır. Karşılaştığımız her uyaranı da bu doğrultuda kendi algı filtremizden geçirerek tanımlarız. Bu eğilimin en tehlikeli tarafı ise karşılaşma öncesi zihnimizde bir varsayımda bulunup bunu gerçekmiş gibi kabul etmemiz ve bu konudaki yargımızı haklı çıkaracak bir tutum sergilememizdir. Oysa görüntü yanıltıcı olabilir, ki genelde öyledir. Gördüğümüzü zannettiğimiz şey aslında “o şey” olmayabilir..

Bu bilginin ışığında, insanların bizi ancak “sustuğumuz” zaman dinlemeye başladıklarını söyleyebiliriz. Çünkü beynimizin görmeyi ve duymayı beklediği şeyle, gerçekten söylenen şey arasındaki farkı anlayabilmesi için belirli bir zamana ihtiyacı vardır. Beyinde bu bilgilerin filtrelenmesi ve işlenmesi zaman alır. Hayattan beklentilerimizin de gerçekleşmesinin zaman alması gibi. Çok ince bir espriyi ancak son vurgu yapıldıktan bir veya iki saniye sonra algılayabilmemiz bu duruma örnek olarak gösterilebilir.

Sürekli olarak konuşmak anlatılanların belirli bir süre sonra duyulmamasına sebep olabilir. Bu nedenle bizim için önemli olan yerlerde kısa bir duraksama yaptığımızda söylediklerimizin zihinsel filtrelerden süzülerek içselleştirilmesini sağlayabiliriz. Çünkü söylenen şeylerin anlaşılması farklı, kabul edilmesi, uygulamaya konulması ve sürdürülmesi farklı şeylerdir. Karşımızdakine söylediklerimizi sindirebilmesi ve eş zamanlı olarak ilerleyebilmemiz adına yeterli zamanı tanıdığımızdan emin olmalıyız. Amacımız ne kadar zeki ve bilgili olduğumuzu göstermek değil, onların da güvenini ve iş birliğini kazanarak aramızdaki bağı güçlendirmek olmalı ki gerçek anlamda insanlar üzerinde “etkili” biri olabilelim.

Ayrıca, sunumlarımız sırasında sergilediğimiz;

  • Baskıcı ve dayatmacı bir tutum,
  • Her şeyin en doğrusunu ben bilirim tavrı,
  • İnsanları tehdit etmek,
  • Onlara ne yapmaları gerektiğini söylemek ve
  • Yapmadıklarında da hesabını sormak insanlarla aramızdaki uyumu ortadan kaldırıyor.

Şunu hiç unutmayalım; evrende her etki kendine eşdeğer bir tepki doğurur. Bu yüzden hem iş hem de özel hayatımızda her zaman olumlu, mütevazı ve destekleyici bir tavır takınmalıyız. Uyumu ve dengeyi korumaya yönelik davranışlar geliştirmeliyiz. Çünkü insanları bize yaklaştıracak tek anlayış budur.

Sizler için hazırladığım “MESAJ SİZSİNİZ – İZ BIRAKAN SUNUMLAR” eğitiminde, kendinize sürekli olarak sorduğunuz, “özgüvenimi nasıl yükseltebilirim, sahne korkumu nasıl yenebilirim, dinleyenlerin ilgisini nasıl canlı tutabilirim ve mesajlarımı nasıl hatırlanabilir tarzda verebilirim” gibi sorulara yanıt bulacaksınız. Nörobilim, psikoloji ve iş hayatının dinamikleri esas alınarak hazırlanan “Etkili Sunum Teknikleri Eğitimi” insanlar üzerinde pozitif ve kalıcı bir etki bırakmak için en önemli silahınız olacak.

Şimdi, ister bir kişi isterse bin kişi olsun, aynı olgunluk ve özgüvenle sunum yapmaya hazır mısınız?

Mert AYDINER
Liderlik & Başarı Koçu, Konuşmacı ve Yazar
www.mertaydiner.com

    Bir Cevap Yazın